Ben sadece başlangıç noktasıyım.
Doğru; eğer bir başlangıç varsa bir son da olmalıdır.
Bir noktayla yetinemeyeceğinizi, sözlerin dünyasında yol almak istediğinizi biliyorum. İstediğiniz yöne, istediğiniz hızda... Haklısınız, ben de yetinmezdim. Yoksa neden kendimi ele vereyim. Biliyorsunuz ben sadece başlangıç noktasıyım.
Birden fazla noktada karşınıza aynı söz çıkmaya başladı: Başlangıç noktası. Oysa sadece bir tane başlangıç noktası olabileceğini hepimiz biliyoruz. Diğer noktalar, sadece onu anımsatacak isim hırsızları. Tıpkı geçmişimizi anımsatmaya ve bizden yaşadığımız anı çalmaya çalışan anılarımız gibi...
Peki, anılarınız bir görüntü olarak mı yaşıyor bilinçaltınızda yoksa bir söz mü?
Benim anılarımın görüntü olması olanaksız biliyorsunuz, çünkü ben sadece bir sözüm. Oysa siz beni (yani başlangıç noktasını) bir görüntü olarak gördünüz. Ekranınızda bir nokta... Şimdi sizin ve benim anılarımızın kapısını aynı anahtar mı açacak sizce?
İsterseniz şöyle düşünelim: Bu metnin başlangıç noktası, yani ben, tıpkı uykuya dalmadan okuduğunuz bir kitabın büyülü sözleri gibi, bilinçaltınızın çıkacağı yolculukta karşınıza dikilecek kapıların anahtarlarını vermek istiyor.
Ama daha şimdiden başlangıç noktasının gerçek yerini unutmuş durumdasınız. Yoksa hatırlıyor musunuz? O zaman oraya dönmenin ve baştan başlamanın tam zamanı. Hayatta da bazen baştan başlamak istediğiniz anlar olmaz mı?
Şimdi gerçekten başa döndüğünüzü düşünüyorsunuz değil mi? Oysa şu anda sadece başlangıç noktası olduğunu sandığınız görüntüdesiniz. Sözler ağızdan çıkmaya başladığında, başlangıç noktası geride kalmış olmaz mı?
Biraz daha yavaş olsanız, sizi başlangıçtan sona götürecek metnin anahtarlarını bulabileceksiniz. Demek ki yavaş olmalı hayatın kimi adımlarında, sözlere saygı gösterecek kadar yavaş...
Tabii ki bu yol da sizi bir yere götürecek ama acaba bu metnin gitmek istediği yol orası mı? Hayatta hep “acaba diğer yoldan gitseydim, neler olurdu” diyenlerden misiniz?
Anahtarlar... Cebinde gerekli gereksiz bir demet anahtarla dolaşan bir arkadaşınız oldu mu hiç? Önüne çıkabilecek kapıları açmak için, bir hırsız gibi her mekâna girebilmek için her yolu deneyen ve sizi kızdıran bir arkadaş... Şu anda siz de kendinizi koca bir demet anahtarla dolaşıyor gibi hissetmiyor musunuz?
Yoo, hayır, bu bir oyun değil... Bütün bu hareketler, bir metnin anahtarlarını veriyor. Hem biliyorsunuz, ben sadece bir başlangıç noktasıyım. Nasıl davranacağınızı nereden bilebilirim?
Büyük bir sabırsızlıkla sonuca ulaşmaya çalışıyorsunuz. İnanın bunu ben de istiyorum. Bir başlangıç noktası olmaktan kurtulup, metnime kavuşmak ve bütün olmak... Hayatımızın tümünü bir metinde okuyup, o andan kurtulmayı hangimiz istemeyiz?
Şu ana kadar elimizde sadece farklı noktalara karşılık gelen farklı sözler var: Farklı tarihlere dek gelen farklı anılar... Bunlardan bir metne nasıl ulaşacağımızı soranlara benim de bir sorum olacak: Yaşam dediğiniz şey o tarihlerin ve o anıların toplamından başka nedir ki?
Buraya kadar sabredenler artık ne olacağını anlamış durumdalar. Bir bütüne ulaşılacak... Peki, bu bir söz mü olacak bir görüntü mü? Belki de sözlerden oluşan bir görüntü...

Sıkıldınız, haklısınız... Başlangıç noktasında ne kadar da huzurluydunuz. Bir an önce sona varmak ve bu metinden kurtulmak istiyordunuz. Peki, söz konusu olan kendi hayatınız olunca da aynı derecede aceleci misiniz?
Sizi hayatınızla yüzleştirmeye çalışmıyorum. Zaten her birinizin hayatının bir diğerininkinden farklı olduğunu biliyorum. Efendim, ne dediniz? Aynı olan bir şey mi var? Haklısınız, hepimizin bir başlangıç noktası var... Peki ya aynı olan diğer şey?
Son.
Bir oyun oynadığımı ve metni “son” kelimesiyle bitirdiğimi düşündünüz değil mi? Bunu nasıl yapabilirim. Şu anda başlangıç noktasına ne kadar yakın olduğunuza bir baksanıza... Bu kadar kısa bir yaşamı kim ister?
Beni önemsemenizi sağlamaya çalışmıyorum. Sadece biraz daha yavaş hareket ederseniz, benim metnimden daha fazla anıya sahip olabilirsiniz demek istiyorum...
Peki, anılarınız bir görüntü olarak mı yaşıyor bilinçaltınızda yoksa bir söz mü? Yoksa bu sözü daha önce görmüş müydünüz? İşte sözlerden oluşan bir anınız var artık...
Bir nokta, evet öyle bir nokta var ki burada, sizi kesin ve son bir metne götürecek. O metin benim bütün hayatım...
O noktayı bulmaya ve hayatımı okumaya çalışıyorsunuz... Bu zemin benim coğrafyam ve o coğrafyada istediğiniz gibi dolaşıyorsunuz. Bir başkasının sizin hayatınıza bu kadar rahat girmesini ister miydiniz?
Sizce doğru yolda mısınız?
Bence biraz durun. Durun ve düşünün. O son metne ulaşmayı gerçekten istiyor musunuz?
Belki dikkat etmediniz, o metin benim bütün hayatım, dedim. Yani...
Ben sadece başlangıç noktasıyım. Ama...
O son metni okuduğunuzda benim hayatımı da sonlandıracağınızı biliyorsunuz. Buna hazır mısınız? Beni sonlandırmaya, yok etmeye, öldürmeye hazır mısınız?
Bu güne kadar öldürdüğünüz bir anınız oldu mu hiç?
Aslında yok olmak istemiyorum, ama size yalan da söyleyemem. Gerçekten de bu yolculuğun bir sonu var...
Son metin.
Anılardan oluşan bir son.
Ya da anıların toplamından...
Peki, oraya gidecek kadar gücünüz, bekleyecek kadar sabrınız var mı?
Sona çok az kaldı...
Henüz olmamış bir sözdüm. Dolayısıyla bir başlangıç noktası mı olacağımı, yoksa uzun bir metnin içinde önemli ya da önemsiz bir söz mü olacağımı bilmiyordum. Heyecanlıydım. Kalın bir kitapta altı çizilen ve her zaman hafızada kalacak bir söz olmak istiyordum. İşte o günlerde benden yıllar önce yazılmış bir sözün bana şöyle dediğini anımsıyorum: “Hiçbir zaman yalnız olmayacaksın. En kötü durumda kendinin eski bir halini bulacaksın yanında!”
İşte o gün anladım ki bütünlüğe ulaşmamı sağlayacak şey anılarımdır. Başlangıç ile son arasındaki yolda anı çiçeklerinden oluşturduğum demeti koklayarak mutlu olacağım. Sonra bir başlangıç noktası olacağımı öğrendiğim gün, bir başka eski söz, sırtımı sıvazlayıp şöyle demişti: “Sakın kendini anılarına gömme. Çünkü ne zaman bir şey anımsayacak olsan, aslında onu değil, onunla ilgili son anını düşünmüş olacaksın. Böylece bir anı, hayatına her yeni girişinde senden daha da uzaklaşacak ve giderek sana ait olmayan yeni bir şeye dönüşecektir.” İşte bu metnin başına oturup “ben sadece bir başlangıç noktasıyım” dediğim anda aklım bu iki fikrin arasında sıkışmıştı. Sizi bu yolculuğa çıkarmak istememin nedeni de buydu zaten. Şimdi siz söyleyin; anılarınız bir görüntü olarak mı yaşıyor bilinçaltınızda yoksa bir söz mü?
Varlıkları ne şekilde olursa olsun, bu güne kadar öldürdüğünüz bir anınız oldu mu hiç? Yok etmeye hazır mısınız? Eğer gerçekten de yaşam dediğiniz şey o tarihlerin ve o anıların toplamından oluşuyorsa yok ettiğiniz her anıda biraz da kendinizi öldürmüş olmuyor musunuz? İşte benim metnimi okuyor ve yok olmamı seyrediyorsunuz. Oysa diğer yoldan gitseydiniz belki de her şey farklı olacaktı. Hayatta hep “acaba diğer yoldan gitseydim, neler olurdu” diyenlerden misiniz? Hayatta da bazen baştan başlamak istediğiniz anlar olmaz mı?
Ama bitmedi...
Çünkü kendimi anılarıma, sizin okumanızla yok olacağını bildiğim anılarıma gömmedim. Bir geleceğim var... Şimdi o geleceğe ulaşmak, onu okumak ve benim metnimle birlikte kendi geleceğinizi de okumak ister misiniz?


