Açmaya yeltenmediğinden, kilitli olup olmadığını bile bilmediği kapalı bir kapı önündeydim.
Öte yana geçmesine izin vermeyen bu kapı ve hareket özgürlüğünün önüne sevimsiz bir set olup dikilen duvar, içimde nefret duygusu mu yoksa korku hissi mi uyandıracaktı? Yoksa, içinde huzur ve güven içersinde yaşanılabilecek bir evin, vazgeçilmez güvenlik unsurları mıydı kapı ve duvar? Gün ışığının teklifsizliğine çanak tutan camdan bir kapı ve duvar görüyordum.
Acıyı, matemi, karamsarlığı çağrıştıran siyah rengin burada bir başka güzelliğe ve asil duruşa bürünüşü… Dışarıdan süzülen yorgun aydınlığın, yaklaşmakta olan akşamı işaret edişi.
Yüzyüze gelişlerin bile umut vericiliğini zedelemeyi başarabilenler var. “Bu, bize verilmiş bir haktır ki zayıf olanın başı, güçlü olanın göğüs hizasında olmalı, daha yukarıda değil” dercesine. Kenarda, az sonra görünmezliğe karışacak gölgesinin bile farkında olmayan bir başkası. Duvardan güç ve dostluk umar gibi. Yalnızlığa yakın duruşunun bir tercih mi yoksa zorunluluk sonucu mu olduğunu bir türlü çözemeyişim zihnimde.
Kırmızının ağırbaşlılığı, yanyana gelebilmişlerin gurur verici birliktelikleri ve abajurun altın renkli ışığı.
Bir fotoğraf, renkler ve düşünceler.
Dilimin döndüklerinin yanısıra, daha nice söyleyemediklerim…


