anasayfa altAtölye Manav Yarımın Öteki Teki


Yarımın Öteki Teki

e-Posta Yazdır PDF

Deli bu çocuk, hepten deli. Çocuk dediğim adam kırkına varacak birkaç seneye ya, benimki de laf. Rahmetli babasının beni tavlaya çağırmak için iki dükkân arasında ulak ettiği günden beri benim de oğlum... Bizimki de delisi olan her gün ağlar hesabı, tövbe tövbe. Derdinin çaresi yok da, gittiği yerlerden birinde başına bir iş gelmeye Yarabbi…

Bilir; benim de başkaları gibi düşündüğümü bilir ya, dillendirmediğimden bir bana anlatır. Her seferinde bir gece evvel helalleşmeye gelir. Bir gün muvaffak olursa evin anahtarını Dicle’ye vereymişim. Onun adına sevinirmiş Dicle. Yok, bu sevincini paylaşmak değil, düpedüz nispet. Hatta günahsızın ciddi ciddi canını yakacak bizim haylaz. Bu yüzden mi her seferinde geri geldiğini görmek yüreğime sular serpiyor? Dicle Kız’ı kendi elimle üzmeyeyim diye?

Haydi, dönüyorum işte sokağın köşesinden; elini içine sokup sokup meyvelere su sepelediğin küçük yeşil tasınla arkamdan su dökebilirsin, ‘çaktırmadan.’ Su gibi gidip, su gibi geleyim diye. Benim derdim gelmemek olsa da…

O mitolojik hikâyeyi ilk kez lisede okudum. Tanrı bir vuruşta ikiye ayırıyordu yarattığı ilk insanı, bir bütünün iki parçası olan kadın ve erkeği. İkisini de yeryüzünün farklı köşelerine savuruyordu. Biz de bu yüzden hayatımız boyunca diğer yarımızı, ruh eşimizi arayıp duruyorduk. Diğer yarımı bulmaya karar verişim ve on iki ayrı dilde ‘seni seviyorum’ demeyi ezberleyişim o zamanlara rastlar. Öyle ya, ruh eşim kimbilir dünyanın neresinde hangi dili konuşuyordur?

Bir süre sonra bu düşünceyi paylaştığım insanların bana acıyarak hatta eğlenerek baktığını fark ettim. "Erkek adam ‘seni seviyorum’dan önce başka şey demeyi öğrenir, lan!” dedi çoğu arkadaşım sırıtarak. Cilveli kızlardan birkaçı da bir filmden çaldıkları “umutsuz romantik” lakabını yapıştırıverdiler üzerime. Derken, üniversitenin son senesinde benim dilimden konuşan, benim aradığımı arayan biriyle karşılaştım. Dicle de benim gibiydi. Belki hâlâ öyledir, ne zamandır bu konuları konuşmaz olduk. O kadar emindik ki birbirimiz için yaratıldığımızdan, okul biter bitmez evlendik.

O mutluluğun sahte olduğunu, kendimizi kandırdığımızı da ilk ben fark ettim. Her şey yolunda görünüyordu ama içimi kemirip duran bir şey vardı. Bu kadar kolay olmamalıydı! Bu ‘bir bütün olma, tamamlanma’ meselesinin özünde ona kavuşabilmek için çaba harcamak yatmıyor mu zaten? Nuri Abi bu düşüncemi ilk duyduğunda tezgâha dizdiği domateslerden gözlerini ayırmadan, “Kan, ter ve gözyaşı arıyorum, diyorsun be oğlum…” demişti. Bu uğurda kan değil ama gözyaşı döküldü, evet. Ama bana ait değildiler.

Dicle ağladı, üzüldü ama onun da aklına yatmasa bana destek olmazdı bu kadar. İnternet sitesi açıp dünyanın her yerine ulaşma önerisi de ondan geldi. Ben de bu site sayesinde tanıdığım kadınlardan -nadiren de olsa- ruh eşim olabileceğini düşündüğüm birileri çıkınca, düşüyorum işte böyle yollara. Bir gün onu bulduğumda, her nerede yaşıyorsa oraya yerleşivereceğim, bir daha dönmemecesine…

O ‘başardığında’ evi benim olacakmış. Teselli ikramiyesi! Sana adanmış bir ömrü amorti edebileceğini mi düşündün yoksa?

Çaba harcamak, yorulmak gerekiyormuş. İnan bana, yanı başımızda durmasına rağmen elinin tersiyle ittiğin mutluluğumuzu düşünüp geceleri uykusuz kalmayayım diye, her gün çok ama çok yoruyorum kendimi. Çocuğumuz şimdi nasıl olurdu acabaları düşünmeyeyim diye. Varlığını sana söyleyemeden senin ayrılmak istediğini öğrendiğim, gözyaşlarıyla geçen sonraki günlerde senden habersiz kaybettiğim çocuğumuz. Hikâyesini duyunca Nuri Abi’nin “Kan, ter ve gözyaşı…” deyip sustuğu çocuğumuz.

İnsanlara aşkı bahşedecek kadar yüce gönüllü olan bir tanrının diğer yarılarını da yakınlarına koyuvermiş olabileceği hiç aklına gelmedi. Ya da ruh eşim diyebileceğin birden fazla insan yaratmış olabileceği.

İki insan nasıl olur da birbirinin diğer yarısı olur, diye düşünmedin. Birbirinin boşluklarını dolduran iki insan, anahtarla kilit gibi birbirini tamamlayan belki. Bana öyle geliyor ki, sen aynadaki kendi yansımanın peşinden gidiyorsun. Oysa ben hiçbir yere bakmadan da görebiliyorum seni. Bu da emin olmama yetiyor. Canımın yarısı, yarımın öteki teki.

 

Günnur Öztürk Çarşamba, 17 Şubat 2010 tarihinden beri altZine'dedir.



Yazarın altZine'deki diğer işleri için tıklayın:

takip edin: 1061260918 677166248 rss
177180262