anasayfa altBuluşma Hakan Gerçek'le 'Tiyatro Gerçek' Üstüne


Hakan Gerçek'le 'Tiyatro Gerçek' Üstüne

e-Posta Yazdır PDF

Dim lights

Hakan Gerçek ve tiyatrogerçek’le başlamak istiyorum. Yanılmıyorsam 2008 yılında kurdunuz tiyatrogerçek’i. Kenter Tiyatrosu’nda başlayıp hâlâ devam eden yirmi beş yıllık profesyonel oyunculuk döneminin ardından “Bir hayalim var” düşüncesinin ateşlediği yeni bir yoldu çıktığınız. Bize kendinizden ve tiyatrogerçek’ den söz eder misiniz ?

1981 yılında amatör olarak başlayan tiyatro serüvenim bugünlere kadar geldi. Konservatuar yıllarıyla birlikte Kenter Tiyatrosu ve ardından bir buçuk yıldır devam eden ve devam edeceğini umduğum tiyatrogerçek. Konservatuar yıllarından itibaren bu işi ölene kadar yapmak istiyorum düşüncesi hiçbir zaman yerini başka bir düşünceye bırakmadı. Ve tiyatrogerçek kurulduğu andan itibaren daha büyük sorumluluk hissederek, işimi en iyi şekilde yapmaya çalışarak yaşamıma devam ediyorum. tiyatrogerçek daha çok portrelere yer veren bir tiyatro olması düşüncesiyle kuruldu. Ama bu sadece portreleri anlatacağımız anlamına gelmemeli. Bizim için önemli olan, derinlikli ve yaşamın içinden bazı sözler söyleyebilen oyunlara her zaman yer vermeyi düşünüyoruz. En büyük hedeflerimizden biriyse yerleşik bir sahneye sahip olabilmek.

Dim lights

 

tiyatrogerçek'te sahnelediğiniz ilk oyun ünlü Hollandalı ressam Van Gogh’un yaşamını anlatan W. Gordon Smith’ in yazıp Ülkü Tamer’in Türkçeleştirdiği Van Gogh adlı oyundu.

“Yaratılan renkler, çizgiler. İnsan doğasının neler yaratabileceğinin kanıtı.. Hissettiklerini kağıda aktarma yeteneği... Bu yeteneğin çok çalışarak geliştirilmesi… Hiçbir  karşılık beklemeden çalışmak. Sadece sevmek, merak etmek. Bu yolculukta çekilen acılar, hüzünler, çatışmalar. Yaratılan yüzlerce eserin karşılığını görememek ve acılı yaşamın ardından acılı bir son… Ama tüm bunlardan duyulan o rengârenk haz…Van Gogh…” diye tanımladığınız ressamın karakterine bürünmek, sahnede, kısa bir süre de olsa nasıl bir duygudur, tablolarına bakıp onu kendinden öncekiler ve sonrakilerle kıyaslayarak bir yere koymaya çalışan sanat tarihçilerinden daha ayrıcalıklı bir noktada durduğunuzu düşünüyorum bu konuda. Ne dersiniz?

Van Gogh’un resimleri için “Ben gördüğümü yapıyorum” demesi gibi ben de Van Gogh’u araştırdıktan sonra ondan anladığım kadarını sahneye aktarıyorum. Van Gogh’un benim için de hangi duygularıma çarptığını, kesiştiğini aktarmaya çalışıyorum. Önemli olan bu dâhi sanatçının duygularını, düşüncelerini seyirciye anlatmaktır, bu biraz da bir oyuncu için sezgisel bir durumdur. Van Gogh’u oynarken en az Van Gogh’un resimlerinden aldığı hazzı duyabiliyorum diyebilirim. Bu çok zor ama bir o kadar da keyif veren bir duygu. Benim işim sanat tarihçileri gibi onun çizgilerini yermek ya da övmek değil, o çizgilerin nasıl bir zekadan ve yürekten çıktığını anlatmak (ya da anlatmaya çalışmak).

 

“Bir yüzden sevgi çıkarılabilir mi, ya da bir yüze sevgi eklenebilir mi?”  Van Gogh dediğimde aklınıza gelen ilk sözcük nedir?

İstek, çalışmak, öfke, melankoli, tutku, ışık, karanlık vs… Van Gogh deyince aklıma tek bir sözcük gelmiyor. Ama bence bütün bunların toplamında aklıma gelen onun kendi alanında bir devrimci olması.

 

Bir biyografiyi tek kişilik oyunla sahnelemenin zorlukları ve keyifli yanları nelerdir? Van Gogh’u  önümüzdeki sezon da sahnelemeye devam edecek misiniz?

Tek kişilik oyun oynamak tabii ki çok büyük bir yalnızlık. Arkanızda size yardımcı olan bir sürü kişi olsa da sahnede tek başına kalmak çok güç… bu da oyuncudaki başka bir gücün ortaya çıkmasını gerektiriyor. Daha kıvrak, daha zeki, daha içsel bir ortam yaratmak zorunda kalıyorsunuz. Bütün bunları seyirciyi ayakta tutabilmek için yapmanız gerekiyor.

Yeni projelerimizin yanı sıra Van Gogh’a oynayabildiğim sürece devam etmek istiyorum.

 

Dim lights


tiyatrogerçek portreler sahnelemeye devam edecek, bu bir şair, ressam ya da sokak olabilir,” diyorsunuz bir röportajınızda . Bunu biraz açar mısınız? Örneğin bir sokak portresi oldukça ilgi çekici…

Portre deyince aklımıza sadece bir insan gelmemeli. Van Gogh çizdiği sandalyeleri tanımlarken “Portre sayılırlar bir bakıma” diyor. Çünkü onun için bu sandalyelerin hikâyesi çok güçlü. Ben de hikâyesi olan, çatışması olan her türlü portreyi sahnelemek isterim. Sokak portresi ise bizden bir hikâye olsun istiyorum. Bizden insanları anlatan, onların hayata dair bakışlarını ve birbirleriyle çatışmalarını resmeden bir oyun düşünüyorum. Bu da sanırım bizi ulusal olandan, evrensel olana taşıyacaktır. Çünkü içinde insan olacaktır.

 

Öyküler yazan biri olarak edebiyat ve tiyatro ilişkisini nasıl tanımladığınızı merak ediyorum. Örneğin izini sürdüğünüz, tutkuyla bağlı olduğunuz şairler, yazarlar kimlerdir.

Tabii ki tiyatronun kökü şiirdir. O yüzden edebiyatla çok derin bir ilişki içindedir. Hatta bence birbirlerinden ayırmak anlamsızdır. Tiyatrodan ulaştığımız görsellik, yazılan bu edebi metinlerin daha iyi algılanmasını sağlar. Zaten tiyatrogerçek bünyesinde de yaptığımız oyunculuk atölyesi çalışmaları  “Şiir ve Dramatik Edebiyat” dersiyle destekleniyor.

Hayran olduğum şairlerin en başında Nazım Hikmet gelir. Cemal Süreya, Orhan Veli, Melih Cevdet Anday, Edip Cansever her zaman tekrar tekrar dönerek okuduğum şairlerdir. Çağdaş romancılarımızdan Selim İleri’ye büyük bir hayranlık duyarım.

 

Dim lights

 

Son olarak, önümüzdeki sezon için planlarınız nelerdir ? tiyatrogerçek’i hangi projelerle göreceğiz ve eklemek istedikleriniz. Teşekkür ediyorum.

İkinci oyun olarak üzerinde çalıştığımız birkaç alternatif var. Ama önümüzdeki sezonun ikinci yarısından sonra şu anda Atilla Birkiye’nin oyunlaştırdığı Cemal Süreya portresi var. Amacımız tıpkı Van Gogh da olduğu gibi Cemal Süreya’yı seyircimize çok iyi aktarabilmek.

Tüm bunların yanı sıra Türk oyun yazarlarının çoğalmasını diliyorum. Böylelikle kendimizi anlatacak disiplinler yaratabileceğimizi düşünüyorum. Ama televizyonda izlediğimiz neredeyse alay edilen (alay edilerek oynanan) insanlar yerine derinliği olan, onları gerçekten hissederek anlatan oyunlar yapabilmek sanırım bizim toplumumuzda yaşayan insanları daha iyi anlatacaktır. Sanatın tüm dallarında sanat takipçilerinin çoğalmasını diliyorum.

 

Şenay Eroğlu Aksoy Pazartesi, 29 Mart 2010 tarihinden beri altZine'dedir.



Yazarın altZine'deki diğer işleri için tıklayın:

Şenay Eroğlu Aksoy

1968 Kayseri doğumlu, laborant olarak çalışıyor. Kitap-lık ve Notos’da öyküleri, Sincan İstasyonu ve Eylülce dergilerinde eleştiri yazıları yayımlandı.  Bir öyküsü, Yılmaz Güney Sanat Festivali kapsamında düzenlenen öykü yarışmasında mansiyon ödülü aldı.

Yazar hakkında detaylı bilgi: Şenay Eroğlu Aksoy
takip edin: 1061260918 677166248 rss
177180262