anasayfa altMetin Kurmaca Kesik Kerem


Kesik Kerem

e-Posta Yazdır PDF

Gamlı bir musikinin notlarına bulanmış hasret gibiydi yaşamak. Feryad figân haykırmazlardı şarab-ı aşkın körüklediği acılarını. Şairlerdi ki, baht-ı karalarını kelimelerle bir oya misali işlerlerdi. Kesik Kerem öyle bir şairdi. O uğursuz gün, meyhaneyi terkinden sonra sayrılar içindeki cananının başucunun değil, garın yolunu tuttuğunu söylediler. Bir cananmış ki, gül-i handan, koynu bir gülzar. Kesik Kerem işte bu cananı bırakıp, metal bir canavarın sırtında hayatının en uzun yolculuğuna çıkmış. Başka bir şehre, her şeyden uzak bir yere, onun kimseyi, kimsenin onu tanımadığı bir diyara varmış. Kesik Kerem bu şehirden bir daha ayrılmamış, öyle anlatmışlar. Artık o diyarın meyhanelerini arşınlarmış. Her gece kadim dostunun, şarap şişesinin içindeki cinlerle konuşur, kızıllığın derinliklerine dalıp efsunlu kelimeler çıkarırmış. Huzur bir metruk kelimeymiş, şairlerin dahi unuttuğu. 33. günün gecesiymiş, Kesik, şişenin dibindekileri susturmuş. Masasındakileri susturmuş, meyhanedekileri susturmuş. Şehir susmuş. Yüzü ter, birer kan çanağı gözleri yaş içindeymiş. “Eh,” demiş “öyle olmuş bir kere. Kim değiştire, zira itiraz nafile. Adem de boş, Alem de...” Ve Kesik Kerem almış eline şarap şişesini...

O gece orada olanlar dermiş, Kesik’in bileğinden süzülen kan, bin bir parçaya ayrılmış şişeden sızan şarapla aynı renkteymiş. Meyhanedekiler susmuş, donakalmışlar bir süre. Bunu fırsat bilen şarap şişesi cinleri geride kalanların burnundan girmiş kulağından çıkmış. “Eh,” demişler onlar da “öyle olmuş bir kere. Kim değiştire, zira itiraz nafile. Adem de boş, Alem de.”

Ve ben Harcıziyan Köy’lü bir garip Mustafa oradaymışım; en çok de ben susmuşum. Cinlerden korkmuşum. Soğuk nefeslerini ensemde hissetmişim ben. Kollarıma girip beni meyhaneden çıkarırlarken, Kesik’inkine benzer metal bir canavara götürürlerken ben yine susmuşum. Kesik’in sözleri dudaklarımı mühürlemiş. Zira elem bir uğursuz cin ordusuymuş, suskunluğum olmuş, ayaklarım olmuş, beni oralardan kaçırmış. Kimsenin beni, benim kimseyi tanımadığım bir diyara varmışım şarap şişesi cinlerinin peşisıra. Sermestmişim, boğuluyormuşum. Sokakların sessizliği bir ifrit ordusuymuş, peşime düşmüşler de uğursuz cinlerim beni korumuş, bir eve kışkışlamışlar. Bir ev ki içinde sayrılar içinde bir canan yatar, sevdiğinin ismini sayıklar. Kerem, Kerem…

Canana sokulmuşum. Alnına düşen saçları taramışım. Bana gülümsemiş, yüzünde güller açmış. Hoş gelmişim. Cananın güçsüz elleri ellerimde, uğursuz cinlerime gülümsemişim; onlar kulağıma fısıldamışlar:

“Eh, böyle olmuş bir kere. Kim değiştire...”

 

Ömer İzgeç Çarşamba, 31 Mart 2010 tarihinden beri altZine'dedir.



Yazarın altZine'deki diğer işleri için tıklayın:

Ömer İzgeç

Izgec_Omer_resim 1980 yılında Ankara’da doğdu. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı ve araştırmacı olarak çalıştı. Şu anda, eğitim görmek için gittiği yurtdışında yaşamakta ve araştırmacı/mühendis olarak çalışmakta. Yazıları daha önce Hayalet Gemi’de, altZine’de ve arkadaşlarıyla beraber çıkarttığı İz Dergi’de yayımlandı. “Kasr-ı Zifir’in Cini” isimli öyküsü kitap seçkisinde, Samuel Beckett’in “Godot’yu Beklerken” metni için yazdığı “Oyun Yeniden Başlıyor” başlıklı önsözü “21 Yazar, 21 Kitap” projesi kapsamında altKitap tarafından yayımlandı.

Yazar hakkında detaylı bilgi: Ömer İzgeç
takip edin: 1061260918 677166248 rss
177180262