Yeni bir günah keçimiz var artık. Web 2.0 dediğimiz, yeni nesil paylaşım sitelerini, blogları, Twitter’ı, Facebook’u ve benzerlerini içeren oluşum bu. Suçu ise hayatımızın her alanını afişe etmek, özel hayat bırakmamak, özel bilgilerimizi kötü niyetli kişilerin ve otoritelerin eline sunmak.
Daha geçtiğimiz kış Kaliforniya’da bir adam yeni girdiği işinden Twitter sayfasında şikâyet ederken yakalanınca işe başlayamadan atıldı. Facebook’ta çapkınlık yaparken resmi bulunup yakalanan eşler, ebeveynlere söylediği yalanları afişe olan ergenler hep sıradan hikâyeler artık. Amerika’daki istihbarat ajanslarının da çıkarması kolay tek bir izinle sizin bu sitelerdeki özel bilgilerinize, giriş çıkış kayıtlarınıza ve hatta hesabınızda eskiden beri yaptığınız değişikliklere bile ulaşması mümkün.
Yine de, başımıza bu tarz şeyler gelirse bunun sorumlusu biz oluyoruz. Bu paylaşım siteleri ücretsiz de olsalar birer hizmettir. Bu sitelere üye olmak dünyanın hiçbir yerinde bir görev, sorumluluk veya hak değildir. Biz vicdanı hür yetişkin insanlar olarak o sitelere girmeyi, o bilgileri o sitelere koymayı ve hatta o bilgileri bütün dünya ile paylaşmayı seçiyoruz. Bunları yapmamak elimizde. Yapmadığımız takdirde sosyal ortamların dışında kalacağımızdan korkuyoruzdur belki, o kadar.
Kredi kartı örneği geldi aklıma. Biz hesapsız, anlık yaşayan, mantığından çok duygularını dinleyen insanlarız biraz. Buna ilaveten zaten ‘şimdi harca sonra öde’ gibi baştan çıkarıcı bir mantıkla işleyen kredi kartı sistemi, ülkemizde 40 liralık gömleğe bile peşin fiyatına 4 taksit veren dünyada eşi benzeri görülmemiş bir taksit çılgınlığı ile birleştirilerek ‘şimdi harca, daha sonra, daha daha sonra öde’ mantığına çevrilmiştir. Sonuçta bu sistem hesapsızlığımız ile birleşince Avrupa’nın en fazla kartı borcuna sahip ülkesi ortaya çıkmıştır.
Burada her ne kadar bankaları suçlamak istesek de hatayı işleyenler biziz. Aynen Facebook örneğinde olduğu gibi tehlikeli de olsa bize sunulan bir hizmet var ve biz onu serbest irademizle kullanıyoruz. Banka kartı yok mu, alışverişte de geçmiyor mu? Almanya ve Fransa’da kredi kartı neredeyse hiç kullanılmazken banka kartı her yerde geçerlidir mesela.
Victimology adında bir bilim dalı vardır, ben kurbanbilim diye çeviriyorum; 1950’lerde Amerika’da adi suç kurbanlarını incelerken kriminolojistler ve psikologlar bir şey fark etmiş: çoğu zaman suçun meydana gelmesinde kurbanların da payı var. Irkçı beyazların yaşadığı bir mahalleden arabasında bangır bangır siyah müziği çalarak geçen siyahîler, tekin olmayan bir bölgede geceleyin açık saçık elbiselerle gezen bir kadın, sokaktaki bir esrarkeşle ters ters bakışan bir adam gibi örneklerden yola çıkarak kurbanın davranışının ortadaki suç potansiyelinin gerçekleşmesini sağlayan önemli bir unsur olduğu yargısına varmışlar. Burada her üç örnekte de kurbanların istedikleri gibi davranma hakkı olması, suçu engellemez. Suç zaten karşıdakinin haklarına bir tecavüzdür.
Gerek kredi kartı örneğinde, gerek Web 2.0 örneğinde de benzer bir mantık geçerlidir. Tabii ki burada suç sayılabilecek herhangi bir şey yoktur, o yüzden biz kredi kartı borcuna batmaya ve özel hayatımızın afişe olmasına ‘istenmeyen sonuçlar’ diyelim. Bu istenmeyen sonuçları var edenler biz değiliz, ama onların başımıza gelip gelmemesi biraz da bizim elimizde. Facebook’a girmek zorunda değiliz, girsek de resim koymak, özel bilgilerimizi paylaşmak zorunda değiliz. Keza kredi kartı almak yerine banka kartı da alabiliriz.
Sonuç olarak düştüğümüz tuzaklardan biz sorumluyuz, fakat bu, yukarıdan baktığımızda göreceğimiz büyük resmin ahlaki olarak kabullenilebilir olduğu anlamına gelmez. Foucault’ya göre modernleşme ile birlikte cinsellik gibi, ceza gibi, akıl sağlığı gibi alanlar bilimsel yöntemlerle incelenip sistematize edilmiş ve kontrol edilip maksimum verim alınan mekanizmalara çevrilmiştir. Bunlar bize cinsel özgürleşme, ceza sisteminin insancıllaşması, delilerin tedavi edilmesi gibi ahlaki argümanlarla sunulmuştur ve biz de onları seve seve kabul etmişizdir. Fakat esas gerçekleşen şey, otoritenin kontrol alanının bedenlerimizden beynimize, benliğimize geçmesidir ki bu çok daha korkunçtur. Internet’le birlikte özel hayatlarımız devletin denetimine açılmıştır, biz de tıpkı cinsel özgürleşmede ve bedensel cezanın kaldırılmasında olduğu gibi bunu seve seve kabul edip bu sürecin bir parçası olmuşuzdur. Kutlu olsun!


